25 Eylül 2017, Pazartesi
  • İMKB 71.778 -0.06
  • ALTIN 100,336 0.79
  • EURO 2,2875 0.62
  • USD 1,7985 0.50

İstanbul

°

Anasayfa / Yazarlar / Gültekin AVCI
21.09.2017 09:49, Perşembe

Savaş davetlerine icabet edecek miyiz?

Gültekin AVCI gavci@bugun.com.tr
Sana saldırıyorlarsa tabii ki savaşacaksın bu ne biçim soru diyebilirsiniz.
---------------
Bense kötü ihtimal gerçekleşirse kimle veya kimlerle savaşacağız noktasındayım.

Suriye, sadece Suriye'yi ifade etseydi, zaten bugünkü krizin içinde olmayacaktık.

Gelinen noktada hükümetin askeri misilleme kararının isabetli ve hukuki olduğunu önceki yazımda belirttim.
Ama sonunda askeri bir çatışmanın gözüktüğü muhataralı koridora bilerek girdiğimizi de.

"Terör örgütüne yardımı savaş sebebi sayarız" deseydik ve bu kararlılıkla İran, Irak veya Suriye'yle savaş ateşini hissetseydik ne ala.

Terör için bile girmedik böyle tehlikeli koridorlara.

Ama Özgür Suriye Ordusu'na "alenen taraf ve destek" olmamız sebebiyle topyekûn bir savaşın eşiğindeyiz.
Rusya-Çin-İran hattının Batılı aktörlerle kritik bir satranç oynadığı Suriye krizinde, Türkiye "tek başına bir blok" edasıyla hareket edince ateş topunu kucağımızda bulduk.

Savaşa çağırıldığımız açık

Tezkereden sonra Akçakale'ye 2. top mermisi düştü.

İlk kez Akçakale'de hayatını kaybeden vatandaşlarımız sebebiyle TSK Suriye'ye silahlı mukabelede bulunduğu halde, aynı yere yeni bir top mermisinin düşmesinin tek açıklaması var.

Açıkça savaşa davet ve tahrik ediliyoruz.

"Her şeye rağmen savaşmamak" gibi bir garabet yoktur.

"Şartlar" size başka bir çıkış yolu göstermiyorsa, savaş kaçınılmazdır.

İşte bu "şartları" duygusallıkla değil, soğukkanlılıkla yönetmektir önem arz eden.

İnsanlar sevmedikleri dostlarını kollarına takmazlar ama devletler hasım saydıkları ülkelerle bile belirli dönemlerde kol kola yürümek zorundadır.

İnsanlığın sıcak/duygusal sularında değil, devletler oyununun soğuk sularında yüzüyorsunuz.

Mevcut konjonktürde ABD'nin, BM'nin ve NATO'nun Türkiye'ye manen destek olsa da "fiilen" olmadığı gerçektir.
Bir ihtimal olarak Arap liginin yapacağı fiili yardım, psikolojik destekten öte bir mana ifade etmiyor.

İran ve Rusya'yla savaş demek

Zira karşınızda Suriye değil devrim muhafızlarıyla, Hizbullah'la Suriye'de varlık mücadelesi veren İran var.
Suriyeli muhalif komutan Nevraz Erbirans, Akçakale'de 5 vatandaşımızı öldüren top mermisinin İran'a ait olduğunu söyledi.

Karşımızda Tartus'taki askeri varlığıyla Rusya var.

BM'deki istikrarlı aleyhtar tavrıyla Çin var.

İran Devrim Muhafızları Komutanı Caferi, İran askerlerinin Suriye'de görev yaptığını açıkça belirtmişti.
Suriye'ye giren bir TSK, gayriihtiyari ÖSO'yla aynı blokta yer alacak ve manipülasyonla "mezhep savaşı" olarak pompalanan krizde istemese de taraf durumuna düşecektir.

Kuşkusuz bölgede yaşananlar karşısında en sessiz ve en keyifli aktör İsrail.

TSK'nın Suriye'ye girmesi meşru müdafaa hakkı olsa bile, silah, mühimmat ve askerleriyle Suriye'de olan İran, bunu NATO'nun komplosu olarak değerlendirip muhtemelen çok geçmeden Türkiye'ye savaş ilan edebilir.
Tek taraflı askeri müdahalenin seyri, American Enterprise ve Brookings'in kurguladığı gibi işlemeyebilir.
Böyle bir ahvalde, KCK ve "içimizdeki İran"la birlikte Suriye ve İran'ı şahdamarımızda hissedeceğiz.
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türkiye'ye geldiğinde Akçakale'de ölenlerle ilgili üzüntülerini belirtse de, Türkiye'nin haklılığına veya Suriye'nin haksızlığına ilişkin tek kelime etmedi.

Sonuçta Batılı aktörlerce cezalandırılması gereken İran ve "eksen ayarı" gereken Türkiye mindere çıkarılmış olacaktır.

O halde mevcut stratejik denge haritasında, Türkiye'nin Suriye'ye tek taraflı askeri müdahalede bulunması, İran ve Rusya'nın askeri potansiyelini de "göze alma" tuhaflığını gösterir ki, reel bir gerçekliği yoktur.

Tek taraflı askeri müdahale yanlış

Tabii olan, savaş kaçınılmaz olduğunda Türkiye'nin stratejik ve jeopolitik önemini kullanıp, çok taraflı bir askeri müdahale yönünde inisiyatif kullanmasıdır.

NATO'nun Türkiye'ye yüklediği riskli misyonları kabul etmemizdeki mana da budur.

Türkiye için askeri ve ekonomik güçle orantılı tercih budur.

NATO samimiyse ve Türkiye'yi söylediği gibi Güneydoğu sınırı kabul ettiyse, BM ordusunda Kore'de, ISAF'ta Afganistan'da bulunan ve Kürecik Radar Üssü'yle risk üslenen Türkiye'ye verdiği önemi göstermelidir.
Hal böyleyken şimdilerde Türkiye'nin Suriye'ye muhtemel bir askeri harekâtına uluslararası destek sağlama vizyonu hissedilmektedir.

Bu zamana kadar ortak operasyonlara katılarak destek sunan Türkiye, bu defa kendisi öncü olup Batılı aktörleri peşine takma gayesindeyse, potansiyeliyle orantısız bir maceraya sürüklenir.

Türkiye, gerektiğinde BM ve NATO'yu peşine takabilen bir ABD değildir.

Böyle bir temayül, Türkiye'nin milli gücüyle orantılı da olmayıp ciddi bir risktir.

Umarım Türkiye tek taraflı askeri müdahalede bulunmaz.

Şu anda zaten Suriye tacizlerine gereken askeri karşılık verilmektedir.

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta ise, "karşılıklı top atışları savaş çıkarabilir" diyor.

İşte bu taciz ve misilleme zinciri savaşa uzanırsa NATO'yu askeri potansiyeliyle bölgede bulur muyuz?

Bu yazı toplam 467 defa okunmuştur.

Yazarın Son Yazıları

• Bu Yazıya İlk Yorum Yapan Siz Olun...

SİNEMALAR