21 Kasım 2017, Salı
  • İMKB 71.778 -0.06
  • ALTIN 100,336 0.79
  • EURO 2,2875 0.62
  • USD 1,7985 0.50

İstanbul

°

Anasayfa / Yazarlar / Gültekin AVCI
16.11.2017 07:55, Perşembe

Türkiye'yi Suriye ateşine çeken güç

Gültekin AVCI gavci@bugun.com.tr
Akçakale'de 5 vatandaşımızı öldüren top mermisine, Şanlıurfa 23. Zırhlı Tugay silahlı karşılık verdi.
---------------
Radarlarca belirlenen Suriye askeri hedefleri vuruldu.
Akabinde tekrar Hatay'a düşen top mermisi üzerine de, TSK Suriye'ye ateşle mukabelede bulundu.
Öncelikle Türkiye'nin Suriye'ye verdiği askeri karşılık, aynı zamanda uluslararası hukuktan doğan bir hukuki cevaptır.

Zira BM Anlaşması'nın 51. maddesi şümulünde Türkiye tarafından bir meşru müdafaa hakkının kullanılması söz konusudur.

Yani Türkiye'nin Suriye tacizlerine verdiği silahlı cevaplar, uluslararası hukukun silahlı işletilmesi mahiyetindedir.
Peki, Türkiye'nin Suriye'ye verdiği askeri karşılık orantılı ve ölçülü müdür?
Evet, ölçülüdür.
Zira kendisine yapılan tacizle, tacizi doğuran askeri noktalarla ve oldukça makul zamanlı bir askeri müdahaleyle sınırlı olan silahlı mukabeledir.
Türk topçusu gece boyu Suriye'yi bombalamış olsa bile...
"Düşen top mermileri gerçekten kaza eseriyse veya Türkiye'yi savaşa sokmak isteyen karanlık odaklarca tertip edildiyse" gibi tereddütler doğabilir.
Uluslararası hukuk, bu tip hallerde hukuka aykırı mağduriyete sebebiyet veren ülke için kaçınılmaz bir "devlet sorumluluğu" öngörmektedir.

Yani Türkiye topraklarına düşen top mermileri gerçekten bir kaza eseri veya başka aktörlerden kaynaklansa bile, Suriye'nin sorumluluğu kaçınılmazdır.
Bombaları kimin attığı veya kasıt olup olmadığı önem taşımaz.
O bombalar KCK veya ÖSO tarafından bile atılmış olsa sorumluluk devlet olarak Suriye'nindir.
Kaldı ki Suriye'nin jet krizi ve 20 Eylül'den bu yana ülkemiz topraklarına yansıyan saldırgan tavrı, kastı göstermekteydi.

Suriye, Türk jetinin düşürülmesi krizinden beri TSK angajman kurallarının değiştirildiğini de çok iyi biliyordu.
TSK'nın askeri karşılığına kadar Akçakale'de ölen vatandaşlarımızla ilgili Suriye makamlarının açıklama yapmaması da kastı gösteriyordu.

İşin hukuki boyutuna baktığımızda Türkiye'nin tam bir haklılığı söz konusudur.
Zaten uluslararası aktörlerin TSK'nın Suriye'ye askeri mukabelesini eleştirmemesi de bunun nişanesi.
Mevcut encamda hükümetin meşru müdafaa hakkını bu şekilde kullanması, bünyesinde ciddi riskleri barındırsa da hukuken ve devlet prestiji itibariyle isabetlidir.

Lakin uluslararası ilişkilerde her şeyin hukuk şablonuyla işlemediği de vakadır.
Krizin siyasal ve stratejik boyutunu daha geniş boyutlu görmek gerekiyor.
Türkiye'nin uluslararası hukuk boyutunda Suriye'ye askeri mukabelede bulunma hakkı olduğunu, mağduriyet varsa kasıt aranmasına da gerek olmadığı kuralını Ortadoğu'da derin oyunlar üreten entrika aktörleri de bilmektedir.

Yani Türkiye haklı bir statüyle, psikolojik bir tatmin içinde Batılı aktörlerce savaşa çekilmek isteniyor.
Özellikle Türkiye'nin Akçakale olayında Suriye'ye askeri karşılık vermesinden sonra, bu defa Hatay'a top mermisinin düşmesi, NATO desteğine rağmen Türkiye'nin Suriye ateşine çekilmeye çalışıldığını göstermektedir.
Top mermisiyle ölen vatandaşlarımıza ve NATO'nun Türkiye lehinde açık desteğine rağmen İran'ın Türkiye aleyhindeki tavrını değiştirmemesi dikkat çekicidir.
98'de Kara Kuvvetleri Komutanı'nın Hatay'da Suriye'yi tehdit etmesiyle derhal hizaya gelen ve Öcalan'a yol veren baba Esed...

Bugünse daha güçlü bir Türkiye'de hükümetin sert açıklamalarına rağmen kılını kıpırdatmayan, hatta elinden geleni ardına koymayan bir oğul Esed tablosu var.
Bunun sebebi nedir?
Kabul edilmeli ki, aylardır Türkiye ve Suriye arasında PKK ve ÖSO üzerinden endirekt bir asimetrik savaş zaten mevcuttu.

Akçakale ve Hatay'a düşen top mermileriyle yaşanan dolaylı savaşın bu defa açık bir sıcak savaşa dönüş(türül)mesi söz konusu.
Kuşkusuz dış politikadaki siyasal inisiyatif ve tercihlerin doğal olarak askeri alanda bir karşılığı olacaktı.

22 Haziran'da jet krizinden sonra TSK angajman kurallarının değiştirilmesi de bu dış politik tercihin sonucuydu.
Rusya ve İran'ın açık desteğindeki Esed rejiminin, askeri müdahale olmadan sahneden çekilmeyeceği belliydi.

Dış politikada takip edilen çizgi, Türkiye'nin gerçek gücüyle orantılı bir reel politik içermeliydi.
Maalesef böyle olmadı.
Bölgesel dengeleri gözetmek yerine, alenen ve yoğun şekilde ÖSO lehinde krize müdahil olan Türkiye, diplomatik gerginliğin süratle sıcak çatışmaya vardığını görmüştür.
Uluslararası ilişkilerin halkların değil öncelikle devletlerin ilişkisi olduğunu da.
Belli ki bu konuda hükümet "görünen riskler"i göze almıştır.
Tezkerenin çıkarılması ise sıcak bir çatışmanın da "göze alınan riskler" arasında olduğunu gösteriyor.
Tezkere caydırıcılık gayesiyle çıkarıldıysa, tüm dünyaya bunun savaş değil caydırıcılık amaçlı olduğu deklare edilmemeliydi.

Amaç alenen ifşa edilince, caydırıcılık kalır mı?
Hâlihazırda Suriye tacizlerine silahlı karşılık verilirken, tezkere kozunun erken oynandığını düşünüyorum...

Bu yazı toplam 483 defa okunmuştur.

Yazarın Son Yazıları

• Bu Yazıya İlk Yorum Yapan Siz Olun...

SİNEMALAR